ev

bulaşık, çamaşır, yüzey (cam, halı, yer, fayans, küvet, vs.) temizleyiciler, lavabo açıcılar, tuvalet temizleyiciler, mobilya bakımı…

kişisel bakım

nemlendiriciler, temizleyiciler, maskeler, banyo ürünleri, tıraş ürünleri, deodoran, ağız bakımı, güneş koruması…

anne-çocuk

hamilelik, bebek banyo ürünleri, alt bakımı

gıda ve sağlık

doğal beslenme ve doktorculuk…

hobi

sanat, marangozluk, bahçe, böceksavarlar, evcil hayvan bakımı…

Ana Sayfa» gıda, gıda ve sağlık

Sansasyon Haberciliği: Sucuk Bombası

| Haziran 25, 2012Yorum Yok | 4.323 görüntüleme

Sucuk bombası

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, bugün iyi diye bildiğimiz ertesi gün tukaka oluyor; çok zararlı sandığımız birdenbire aklanıyor. Bildiğimiz tek şey, hiçbir şey bilmediğimiz yani. Bazılarımız “Peki neye güveneceğiz şimdi?” diye paniğe kapılıyor; kaygıdan alışveriş yapamaz hale geliyor. Bizim “Takıntı yapmadan, paniğe kapılmadan…” cümlesini şiar edinmemiz de bundan. Bugün doğru bildiğimizin yarın yanlış olabileceğini, her zaman en doğru seçimleri yapamayabileceğimizi baştan kabul ederek, kendimizi elimizden geldiğince eğitmekten başka bir amacımız ve iddiamız yok.

Böyle bir zamanda, kendisi, yakınları ve doğa için daha sağlıklı seçimler yapmaya çalışan insanlara en büyük darbeyi bence sansasyon haberciliği vuruyor…  Geçtiğimiz haftalarda pek çok basın-yayın organında “patlayan” bu haber de buna bir örnek:

Sucuk bombası: Hileli ve zehir saçan gıdalara her gün yenileri ekleniyor. Son olarak A Haber, sucuğa atom bombasında da kullanılan nitratın katıldığını ortaya çıkardı.

“Ortaya çıkarmak” bayağı iddialı olmuş; zira gıda meseleleriyle biraz ilgilenen herkes biliyor şarküteri ürünlerinin pek çoğunda nitrat bulunduğunu.

Nitrat, NO2 formülüyle ifade edilen bir iyon. Bu iyon, yine başka iyonlarla birleşerek, çok farklı kimyasal özelliklere sahip bileşenler oluşturabiliyor. Haberde “hileli” biçimde sucuğa katıldığı iddia edilen bileşen, sodyum nitrat veya potasyum nitrat. Benzer yapıda olan sodyum nitritle birlikte bu bileşen hemen hemen tüm işlenmiş etlerde bulunuyor. Nitrit ve nitratlar, etin bozulmasını geciktiriyor, botulin zehirlenmesine yol açan Clostridium Botulinum bakterisinin oluşumunu engelliyor, etin rengini korumasını sağlıyor ve kısmi bozulma sonucu oluşabilecek kötü kokuları bastırıyor. Özetle, nitrit ve nitratlar olmadan, işlenmiş etlerin yaygın tüketimi neredeyse imkânsız.

İşlenmiş etlere nitrit ve nitratların ne miktarlarda ve hangi şartlar altında katılabileceği, Türk Gıda Kodeksi tarafından düzenlenmiş. Yani uygulamada herhangi bir hile söz konusu değil.

Tabii bu nitrit ve nitratların zararsız olduğu anlamına gelmiyor. Konuyla ilgili pek çok araştırma nitrit ve nitratların bazı koşullar altında, işlenmiş etlerde bulunan amin grubu kimyasallarla birleşerek nitrozamin oluşturabileceğini tespit ediyor. Nitrozamininse hormon dengesini bozmaktan tutun da, kansere kadar pek çok zararlı etkisi var. Kanada ve Avrupa birliğinde kozmetiklerde dahi kullanımı yasaklanmış. Ama bu başka bir yazının konusu…

Gelelim haberdeki ikinci iddiaya: “Nitrat, atom bombası yapımında kullanılıyor.” Bu iddia, kelimenin tam anlamıyla asparagas. Azıcık kimya bilgisi olan, atom bombalarında radyoaktif ağır metallerin kullanıldığını bilir (örneğin, uranyum veya plutonyum). Bununla birlikte nitratların patlayıcı özelliğinin olduğu da bir gerçek. Katı roket motor yakıtı olarak veya patlayıcı madde imalatında kullanılıyorlar. Başka amaçlar için kullanılan patlayıcı maddelere en güzel örnek belki de suni gübre. Sofranıza gelen pek çok sebze ve meyve gelişimini amonyum nitrata borçlu. Bu madde, suni gübrenin temel bileşenlerinden biri; aynı zamanda da güçlü bir patlayıcı. Teröristler tarafından bomba yapımında yaygın olarak kullanılıyor. Yani tükettiğiniz sebze-meyvelerin üzerinde de (en azından yıkanmadan önce), patlayıcı bulunuyor!

Nitratların zararlarını halkın anlayabileceği bir dille yazabilirsiniz, işlenmiş et tüketiminin sakıncalarına dikkat çekebilirsiniz, suni gübre kullanımının karşısında durabilirsiniz; bütün bu konularda okuyucuyu bilinçlendirebilirsiniz. Ama zaten korkmuş insanları, bilinen gerçekleri yeni keşfedilmiş gibi sunarak ve abartarak iyice korkutmanın kime ne faydası var?