ev

bulaşık, çamaşır, yüzey (cam, halı, yer, fayans, küvet, vs.) temizleyiciler, lavabo açıcılar, tuvalet temizleyiciler, mobilya bakımı…

kişisel bakım

nemlendiriciler, temizleyiciler, maskeler, banyo ürünleri, tıraş ürünleri, deodoran, ağız bakımı, güneş koruması…

anne-çocuk

hamilelik, bebek banyo ürünleri, alt bakımı

gıda ve sağlık

doğal beslenme ve doktorculuk…

hobi

sanat, marangozluk, bahçe, böceksavarlar, evcil hayvan bakımı…

Ana Sayfa» doktorculuk, gıda ve sağlık

Bakteriler Bize Gülüyor

| Kasım 1, 20121 Yorum | 5.941 görüntüleme

Bakterilerin mizah anlayışı var mıdır bilmem; varsa antibakteriyel temizlik ürünlerinin üzerindeki “Bakterilerin %99,9’unu öldürür” ibaresine epey güldüklerine eminim.

Neden mi?

Foto: www. evyap.com.tr

Çünkü dünyada kaç tür bakteri olduğunu bilmiyoruz (hatta destekli bir tahminde bile bulunamıyoruz). Vikipedi, dünyada 5–10 milyon değişik tür bakteri olduğunu söylüyor, ama kimi kaynaklara göre sayı çok daha yüksek (1 milyar gibi). Zaten dikkat ederseniz, yukarıdaki cümlenin sonunda hep bir küçük yıldızcık oluyor. Onun anlamı da şu: “Test edilen bakterilerin %99,9’u.” (Daha teknik bir açıklama ilginizi çekerse, bu ifadenin bile yanıltıcı olduğunu şuradan okuyabilirsiniz.)

A Short History of Nearly Everything kitabının yazarı Bill Byron’a göre, biliminsanlarınca incelenmiş bakteri türleri, var olan türlerin sadece %1’i civarında. Çünkü çoğu bakteri laboratuvar ortamında yaşayamıyor. Yani kabaca diyebiliriz ki, antibakteriyel ürünlerle öldürebileceğimiz bakteri miktarı, toplam bakteri miktarının olsa olsa %1’i!

Hijyen takıntısı olanlar için üzgünüm ama, vücutlarımız trilyonlarca bakteriyle kaplı. Düzenli olarak yıkanan, sağlıklı bir kişinin bile derisinin her santimetre karesinde ortalama 100 bin bakteri bulunuyor. Bu bakteriler, ölü derilerimizle ve gözeneklerimizden fışkıran lezzetli yağlarla besleniyor. Onlar için biz, tükenmez bir gıda kaynağıyız.

Hem neden bakterilerden bu kadar korkuyoruz ki? Kabul, bazı bakteriler sağlığımızı ciddi şekilde tehdit ediyor. Kimileri ölümcül bile olabiliyor, ama bu türler genel toplam içinde son derece az. Buna karşılık etrafımız faydalı bakterilerle sarılı. Yaşayabilmemiz için öyle olması da şart. Gerçekten de bakterisiz bir dünyada bir saat bile yaşayamayız. Çünkü bildiğimiz şekliyle yaşam döngüsü, tümüyle bakterilere bağlı.

Havadaki oksijenin büyük kısmı tek hücreli algler tarafından üretiliyor. Okyanusun derinliklerindeki bu algler her yıl 150 milyon ton oksijen üretiyor. Farklı bakteriler atıklarımızı “hazmedip” doğada yok olmalarını sağlıyor; suları temizliyor.

Bir diğer grup bakteri, atmosferde bulunan nitrojeni alıp yaşam için vazgeçilmez olan nükleotidlere ve amino asitlere (yani gübreye) dönüştürüyor. Hem de son derece zahmetsizce. Aynı şeyi biz gübre fabrikalarında endüstriyel olarak yapmaya çalıştığımızda, hammaddeyi 500 dereceye kadar ısıtıp 300 atmosferlik basınca tâbî tutmak zorunda kalıyoruz.

Foto: www.asme.org

Bakteriler yalnızca doğada ya da cildimizde yaşamıyor. Trilyonlarcası da vücudumuzun içinde bulunuyor: Ağzımızda, sinüslerimizde, saçlarımızda, gözümüzün yüzeyinde ve en önemlisi, bağırsaklarımızda. Sayıları o kadar çok ki, kendi hücrelerimizin her birine karşılık 10 adet bakteriye ev sahipliği yapıyoruz. Vücudumuzda yaşayan bakteri sayısı kabaca 100 katrilyon. Sadece bağırsaklarımızda 400 cinsin üzerinde ve 100 trilyon civarında bakteri bulunuyor. Bu bakterilerin bir kısmı bağırsaklarımızın hazmedemediği şekerlerin, bir kısmı nişastaların hazmına yardımcı oluyor. Bazıları diğer bakterilere saldırarak bizi koruyor. Kimilerininse bildiğimiz bir faydası yok. Misafirperverliğimizden hoşlandıkları için olacak, birlikte yaşayıp gidiyoruz.

Ama bakterilerle her zaman iyi geçindiğimiz söylenemez. Zaman zaman ilaç sanayiinin hizmetimize sunduğu yüzlerce çeşit antibiyotikle onlara saldırıyoruz. Artık antibiyotikler öyle yaygın ki, hayvan yeminden tutun, sıvı sabunlara kadar hemen her yerde varlar. Böylece bakterileri dize getirdiğimizi düşünüyoruz.

Ne var ki, medeniyetler kurmuyor, göze bile görünmüyor olsalar da, dünyanın gerçek sahipleri bakteriler. Bu tek hücreli canlılar biz dünyaya gelmeden önce buradaydılar; muhtemelen dünyanın sonuna kadar da burada olacaklar. Gözle görünmez olduklarına bakmayın, dünyadaki canlıların hacimce %80’ini bakteriler oluşturuyor.

Bakterilerin bir diğer özelliği de çok hızlı üremeleri. En hızlı üreyenler (örneğin, gangrene yol açan Clostridium perfringens) on dakikadan kısa sürede bölünüyor. Besin, ısı, nem koşullarının uygun olması durumunda tek bir bakteri 24 saat içinde 280 trilyon bakteriye dönüşebiliyor. Oysa ortalama bir insan hücresi aynı sürede sadece bir kez bölünüyor.

Kabaca bir milyon bölünmede bir, mutasyona uğramış (türeşik) bir bakteri ortaya çıkıyor. Söz konusu değişim genellikle türeşik bakterinin ölümüyle sonuçlanıyor – biyolojik değişim riskli bir strateji. Ama bazen ortaya çıkan cins, ebeveyninden üstün oluyor. Mesela, belirli bir antibiyotik türüne karşı direnç gösteriyor.

İşte bu noktada hepimiz durup düşünmeliyiz: Acaba dünyada üretilen antibiyotiklerin %70’ini sağlıklı hayvanlara vermek ne kadar akıl kârı? Ya da hastalığımızın bakteriyel mi virütik mi olduğunu bilmeden antibiyotiklere sarılmak? (Antibiyotikler virüsler üzerinde etkisiz).

Antibiyotikleri (ve antibakteriyel ürünleri) gerekli gereksiz kullanarak kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz. İngilizce’de aşırı antibiyotik kullanımının yol açtığı dayanıklı bakteri türlerine verilen bir ad bile var: Superbugs, yani süper mikroplar. Süper-enfeksiyonlara yol açan süper mikroplarla savaşacak silahımız yok. Mikrop takıntımızı tedavi etmekten başka…

Yazımızın bir sonraki bölümünde, insan vücudunu “mesken tutmuş” mikroplara biraz daha yakından bakacağız ve bunların sağlığımızı nasıl etkilediğini anlamaya çalışacağız.

  • terennüm

    Diğer çalışmalarınız gibi, vicdanlı kaleminizden çıkan bu çalışmanız da harika olmuş. Yazının devamını sabırsızlıkla bekliyoruz.

    VA:F [1.9.22_1171]
    Rating: 0 (from 0 votes)